28 Mart 2014 Cuma

KARABÜKSPOR 1 - 0 BEŞİKTAŞ (28/Mart/2014)


Beşiktaş ne yazık ki şampiyonluk yolunda üç puan daha kaybederek, hedefi ikincilik olarak yenilememize sebep oldu. Oysa kara kartal gerek fikstür avantajı olsun gerek puan avantajı olsun, sahip olunabilecek her türlü imkâna sahipti. Stadımızın yenilenme döneminde olduğu bu sezonda, önce Olimpiyat stadında başlayan macera, sanki on yıllardır futbolu olimpik stadyumlarda değil de futbola özel tasarlanmış stadyumlarda oynuyormuşuz ve bu sebeple mağdur olmuşuz gibi bir platforma taşınınca, bayağı sıkıntı çektiğimiz söylenebilir. Alınan skandal bir kararla Kasımpaşaspor stadyumuna taşınmamızın yönetimin en kötü kararı olduğunu ayrıca belirtmeliyim. Şampiyonluğun bize altın tepside teslim edilmeyeceği açıktı. Bu türden hatalı kararlar da tuz biber oldu. Şimdi bu anlattıklarımın Karabükspor'a yenilmiş olmamızla ne alâkası var diye sorabilirsiniz.

Demek istediğim şu ki, tüm olumsuz şartlara rağmen en başta belirttiğim üzere özellikle son on beş maçta takımın yakaladığı puan avantajı gerçekten ümit vericiydi. Ben şahsen bu takım şampiyon olur diye düşünmüştüm. Yanlış düşünmüşüm. Takımımızın gelecek vaat ettiği bir gerçek ama kadro henüz şampiyon olabilecek kadar oturmuş değil. Teknik kadronun da ilk senesi olduğunu düşünürsek, ikincilik iyi bir sonuç olacaktır. Lütfen bu sene Fenerbahçe'nin ligi birinci de tamamlasa, ikinci olanın şampiyonlar ligine doğrudan katılacağını unutmayalım. Buna o vakit geldiğinde stadyumumuzun inşaatının da tamamlanmış olacağı gerçeğini eklersek, siz önümüzdeki senenin güzelliğini hayâl edin.



Şimdi, yenilginin üzerine örtü sermek için yeterince süslü paragraflar yazdığıma göre, biraz da futbol konuşalım. Bu gece topun Beşiktaş'ı sevmemesi bir yana, futbolcular da topu pek sevmedi. Ben ne olursa olsun Beşiktaş'ın bu maçı alacağına inanıyordum ama beklemediğimiz sürpriz bir olay gelişti. Beşiktaş maç boyunca daha etkiliydi ancak Karabükspor altmışıncı dakikadan sonra aniden toparlanarak baskı yapmaya başladı. Bu durum kara kartalın dengesini fena bozdu. Böyle bir performansı ev sahibi takımdan beklemiyordum. Beşiktaş ne yaptıysa golü bulamadı ve sekseninci dakikaya gelindiğinde artık ümidimi kaybetmiştim. Hatta her zaman olduğu gibi golü yiyeceğimizi de hissettim. Bundan nefret etsem de maalesef yaklaşanı görebiliyorum. Artık bu bir lanet mi yoksa hediye mi, bir türlü karar veremedim.

Ne kaderdir ki, Beşiktaş sahada iki golcü oyuncu ile mücadele etmesine rağmen golü bulamadı. Olan oldu ve golü biz yedik. Hem de bu golü Beşiktaş’tan kiralık olarak Karabükspor'a giden golcü oyuncu Eneramo attı. Gol kaçıncı dakikada geldi? Doksanıncı dakikada geldi. Trajediye bak sen. Geçen hafta Galatasaray ile ne de güzel dalga geçmiştik, öyle değil mi? Ben şahsen pek bir dalga geçmiştim. Şu da var. Burada Eneramo'ya söyleyecek bir şey yok. Adama neden bizim şampiyonluğumuzun önüne set çektin diye soramazsın. Oyuncuyu kiraya vermişsin. Kiralayan kulüp adamı oynasın ve gol atsın diye almış. Eneramo sahaya çıkıp Beşiktaş'a özellikle gol atmazsa, burada hak geçmiş olur. Yakışmaz. Böyle bir beklenti Beşiktaş’a taraf olana yakışır ama bir Beşiktaşlıya asla yakışmaz. Ancak Beşiktaşlı olmak ve Beşiktaş taraftarı olmak arasındaki farkı bir kez daha vurguladıktan sonra şunu da eklemek zorundayım. En azından dizlerinin üzerine çöküp çok sevinme hareketleri yapmasaydın be adam! Seni Beşiktaş'a alanda kabahat. Belli ki golcüsün ama büyük takımın golcüsü olacak kapasitede değilsin. Öyle olunca da maya tutmuyor. Sonra da böyle trajik sahneler yaşanıyor. Kimse de yakın gelecekten defterleri açıp, “Bu adamı kulübe kim aldı?” diye sormuyor. Oyuncu alınıyor, başta oyuncu olmak üzere birileri paraları kazanıyor ama günün sonunda olan kara kartala oluyor. Kiralık golcümüz neden bize gol attı diye soracağımıza Beşiktaş’a futbolcu alırken kulübe ne kadar yakıştığına bakmamız gerekir. Süleyman Seba öyle yapardı. 



Ne güzel ondan geriye sayıyorduk. Kaldı yedi maç. Matematiksel olarak bir şey bitmedi diyeceğim ama komik de olmak istemiyorum. Beşiktaş bugün maçı kazanmayı o kadar da istemedi. Oyuncular istemezse derdi bana düşecek değil herhâlde. Siz siz olun, maç bittiğinde takımınız kazanmış ise o galibiyeti doya doya yaşayın. Kaybetmişse, unutun gitsin. Ne kadar Beşiktaşlı olduğunuzun böyle ölçülmesine de izin vermeyin. Taraf olmayın, Beşiktaşlı olun. Hem klasik bir futbol deyimi var. Atamayana atarlar, öyle değil mi? Attılar işte.

Stadyum: Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadyumu.

Hakem: Tolga Özkalfa.

Karabükspor: Waterman, Erdem Özgenç, Mabiala, Murat, İshak, İlhan, Musa (Dk. 82 Yiğit), Furkan (Dk. 86 Erkan), Sow, Ahmet (Dk. 67 Jones), Eneramo.

Teknik Direktör: Tolunay Kafkas.

Beşiktaş: Tolga, Necip (Dk. 60 Kerim Frei), Franco, Dany, Motta, Veli, Atiba, Oğuzhan (Dk. 36 Almeida), Jones, Olcay, Mustafa Pektemek.

Teknik Direktör: Slaven Bilic.

Gol: Dk. 90 Enaramo (Karabükspor)

Sarı Kartlar: Musa Çağıran, Enaramo, İlhan (Karabükspor), Jermaine Jones, Mustafa Pektemek (Beşiktaş)


23 Mart 2014 Pazar

BEŞİKTAŞ 3 - 0 AKHİSAR BELEDİYESPOR (23-Mart-2014)


Dün gece Galatasaray gol atsın diye oyun içerisinde neredeyse hiç duraklamayan maça beş dakika ekleyen hakem, gol Kayserispor’dan gelince pek bir fena bozulmuştu. Öyle ki, sevinçten formasını çıkartan oyuncuya ikinci sarı kart ve ardından kırmızı kartı adeta döver gibi gösterdi. Görünüşe göre, bu gol bir yerlerdeki hesabı fena bozmuştu. Gecenin ikisinde hiç üşenmeden oturup o maçın tekrarını izledim ve alacağımı aldım. Lider ile aramızda duran Galatasaray'ı geçme fırsatını yakalamıştık ve kara kartal ertesi gün Akhisar Belediyespor önüne çıkacaktı.

Zaman çok yavaş ilerledi. Bütün bir pazar günü boyunca heyecanla saatin 19:00 olmasını bekledim. Nihayet televizyonun karşısında kurulup maçı izlemeye başladığımda, kara kartal oyuna gol ile giriş yaparak keyfimi ikiye katladı. Veli çok şık bir golle açılışı yaptı. Ardından daha ne olduğunu anlayamadan sekizinci dakikada Mustafa'nın golü geldi. Golden çok golü Mustafa'nın atmasına sevindim. Geçen hafta Rizespor maçında uzun süre sonra tekrar gol atan genç oyuncu, devamını Akhisar Belediyespor maçında da getirdi. Yazılarımda haftalarca şikâyet ettim durdum. Beşiktaş oyuna fırtına gibi başlayıp birçok gol pozisyonunu boşa harcadıktan sonra birden golü kendi ağlarında görüp sonra da çıkartmakta zorluk çekiyordu. Bu kez şans yüzümüze güldü. Top kara kartalı sevdi. Rahat bir nefes alıp, maçı daha da keyifle izlemeye başladım.

Maalesef Mustafa kafa topuna çıktığı misafir oyunculardan biriyle çarpışınca başı yarıldı. Tedavisi saha içinde yapıldıktan sonra tekrar oynamaya başladı ancak yarası tekrar kanadı. Burada söz konusu olan oyuncunun kafası. Kolu, dizi veya sırtı değil. En önemli, en hassas yeri. Oyundan alınacağını düşünürken bir de baktık ki, Mustafa'ya yeni forma getirdiler. Neymiş efendim, forma kan ile lekelenmiş, o yüzden hakem değiştirilmesini istemiş. Bu nedir yahu? Adamın kafası patlamış ve hâlâ kanıyor ama forma değiştirtip oyuna devam ettiriyorlar. Çok mu lâzım? Maç olmuş iki sıfır. Sonra baktılar olmuyor, bir forma daha getirdiler. Pes dedim. Demek ki bu gencecik adamın bir forma kadar değeri yok. Al kardeşim adamı oyundan, ne zorluyorsun? Sonra iş daha da komik bir hâl aldı. İkinci yarıya Beşiktaş on kişi çıktı. Mustafa kafasına dikiş atıldıktan sonra gelip oyuna tekrar dâhil oldu. Bu kadarı da fazla artık diye düşündüm. Böylesini ilk defa izledim. Ne ilginçtir ki, kameralar yedek kulübesini hiç göstermedi. Sahaya sürülebilecek başka bir oyuncu yok muydu? Herhâlde Beşiktaş bugün stada yedekler olmaksızın gelmiş diye düşünmeden edemedim. Başka ne açıklaması olabilir ki?



Holosko bu maçta beni şaşırttı. İkinci yarıda yoruldu ve maçın son bölümlerinde adeta sürünerek oynadı. Ersan sakatlandığında oyuna giren Jones çok diri göründü ama eline gelen fırsatları iyi değerlendiremedi. Yine de misafir takım defansını fazlasıyla yıpratmaktan geri kalmadı. Atiba ve Oğuzhan bugün oyunculuklarının zirvesindeydi. İkisi de kusursuz oynadı. Oğuzhan Beşiktaş'ın geleceği. Atiba ise yılın en iyi yabancı transferi. Uzun süredir sakatlığından dolayı oynama şansı bulamayan İsmail ise sadece ter atacak kadar oynama fırsatı bulabildi zira oyuna seksen birinci dakikada dâhil oldu. Zamanla eskisinden daha iyi olması temennimiz. Kaleci Tolga seksenli yılların Beşiktaş’ında oynayan kaleciler kadar şanslı. Rakipler çoğunlukla ona kadar ulaşma fırsatı bulamıyor. Beşiktaş her geçen gün daha iyiye gidiyor. Necip ilk dönemindeki kadar parlamıyor ama görevini iyi yapıyor. Bugün her zaman şikâyet ettiğim gibi sert oynayıp sarı kart görmediği için benden artı puanı kaptı. Franko ve Motta'dan fazlasıyla memnunum. Beşiktaş hiçbir döneminde yabancı oyuncudan yana bu kadar şanslı olmadı. Görünüşe göre teknik kadro sıkı çalışıyor, doğru transferler yapıyor. Olcay için söyleyecek bir şeyim yok. O kusursuz bir Beşiktaşlı. Umarım daha uzun seneler bu başarılı çizgiyi sürdürür. Almeida'yı da özlemişiz. Gol atma fırsatı bulamadı ama o da bugün oyunda kaldığı kısa süre içerisinde hatasız oynadı. 



Saha kenarından maçı adeta yaşayan Slaven Bilic, siyah takım elbisesi ve atletik yapısı ile bir futbol teknik direktöründen çok basketbol koçuna benziyor. Bu adam da en az genç oyuncular kadar Beşiktaş'ın geleceği. Yönetim Slaven ile en az beş sene daha çalışırsa, bu süreçte rüya gibi başarılar görmemiz muhtemeldir.

Artık Fenerbahçe'nin maçlarını takip etmiyorum. Benim gözümde Beşiktaş, Fenerbahçe'yi yener ve ikinci olursa gönlümde şampiyondur. Kaldı ki, Fenerbahçe cezası sebebiyle şampiyon dâhi olsa seneye Avrupa kupalarına katılamayacak. Artık fikstürde Galatasaray'ın üzerindeyiz ve ikinci sıradayız. Her hafta söylediğim gibi, liderle olan puan farkına rağmen şampiyonluk hâlâ uzak değil.

Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu.

Hakem: Bülent Yıldırım.

Beşiktaş: Tolga, Necip, Franco, Ersan (Dk. 52 Jones), Motta, Veli, Atiba, Holosko, Oğuzhan, Olcay (Dk. 81 İsmail), Mustafa Pektemek (Dk. 60 Almeida)

Teknik Direktör: Slaven Bilic.

Akhisar Belediyespor: Emrah Tuncel, Ahmet (Dk. 46 Kuate), Serkan (Dk. 54 Uğur), Sonko, Güray, Kenan, Emrah Eren, Merter, Sertan, Niasse, Mehmet Akyüz (Dk. 46 Mezenga)

Teknik Direktör: Hamza Hamzaoğlu.

Goller: Dk. 2 Veli Kavlak, Dk. 8 Mustafa Pektemek, Dk. 69 Atiba (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Jermaine Jones (Beşiktaş), Kuate (Akhisar)

17 Mart 2014 Pazartesi

RİZESPOR 2 - 2 BEŞİKTAŞ (15-MART-2014)


Bu haftaki maç yazımı yazmak için lider Fenerbahçe'nin de maça çıkmasını bekledim. Gerçi kendi sahalarında şu süreçte puan kaybetmelerini de beklemiyordum ama olur ya işte. Nitekim puan kaybetmediler. Ne yapıp edip maçı kopartmasını bildiler. İkinci sıradaki Galatasaray berabere kalıp iki puan kaybedince, Beşiktaş'ın önüne ikincilik yolunda adeta kırmızı bir halı serildi. Haftalardır bu tür fırsatlar geliyor ama Beşiktaş da rakibine uyup aynı şekilde puan kaybedince bir anlamı kalmıyor.

Beşiktaş aslında Rizespor karşısında fazlasıyla istekli bir oyun sergiledi. Mustafa nihayet altıncı dakikada attığı golle tekrar kendini buldu. Peşinden hakem kesinlikle penaltı olmayan bir pozisyonda düdük çalınca, maçın kaderi döndü. Neredeyse on tane kamera ile farklı açılardan çekilen pozisyonda kendini yere atan Rizesporlu oyuncu hakemi kandırmayı başardı. Ben televizyonda konuya hâkim bireylerden yorum dinlemedim. Hatta maçtan sonra televizyonu kapatıp işi sağlama almak için fişini bile çektim. Kim ne dedi bilmiyorum. Benim naçizane düşüncem, o pozisyonun kesinlikle penaltı olmadığıdır.



Maç beraberliğe gelince bile Beşiktaş'ın bu maçı alacağından şüphem yoktu. Gel gör ki, Atiba 29. dakikada topa el ile müdahale edince, itiraz edebileceğimiz bir şey kalmadı. Üst üste iki penaltı ile bir anda yenik duruma düştük. Beşiktaş buna rağmen oyunu bırakmadı. Zaten maç öncesi teknik direktörümüz Bilic'in de telkini bu yöndeydi. Oyuncular görevlerini fazlasıyla yaptı ancak ne yazık ki üçüncü gol tüm çabalara rağmen gelmedi. Aslında gol geldi de gelmedi. İkinci yarıda atılan bir golümüz verilmedi. Hakem kaleciye faul olduğu gerekçesiyle oyunu durdurdu ama aslında faul yoktu. Kaleci olacakları hissettiğinden olsa gerek, kendini yerden yere attı. Beşiktaş maçı alabilirdi ama attığın gol sayılmayınca yapacak bir şey kalmadı. Bazen ne kadar çabalasan da olmuyor. Top sevmiyor. Yıldızın düşük oluyor. Beşiktaş'ı çok seviyoruz ve olumlu enerjimizle o yıldızı parlatmak istiyoruz ama o da yetmeyebiliyor.

Bu maçın en büyük kazancı, golcümüz Mustafa'nın nihayet kendini bulmasıydı. Başarılı olmasını o kadar çok istiyorum ki. Bu kadar emek ve çabadan sonra o da Ersan gibi eski günlerine dönerse, Beşiktaş büyük kazanç sağlamış olacak.

Tüm bunların yanında, gerçek olan bir şey de var ki, Beşiktaş iki puanı Rize'de bıraktı. Böylelikle Galatasaray'ı yakalama şansını bir kez daha tepmiş oldu. Fenerbahçe de yine alıp başını gitti. Hâlâ şampiyonluktan söz etmek istiyorum ama böyle olunca da insanın hevesi kırılıyor. Tek tesellimiz takımın iyi oyunu ve hâlâ büyük hedefe inanıyor olması. Baksanıza şunlara. Daha İstanbul'a döner dönmez idmana çıktılar. İşte gerçek kara kartal!

Geriye sayım başladı. Sadece dokuz maç kaldı. Bakalım üç puanlı sistemin mucizeleri bize şampiyonluk getirebilecek mi?

Stadyum: Yeni Rize Şehir Stadı.

Hakem: M. Kâmil Abitoğlu.

Rizespor: Serkan, Koray, Viera, Obauana, Ali Adnan, Kağan, Sylvestre (Dk. 67 Ümit), Tevfik (Dk. 80 Sercan), Kıvanç, Deniz (Dk. 57 Lua Lua), Kweuke.

Teknik Direktör: Uğur Tütüneker.

Beşiktaş: Tolga, Necip, Franco, Ersan, Motta, Veli, Atiba, Gökhan (Dk. 90 Holosko), Oğuzhan, Olcay (Dk. 68 Almeida), Mustafa Pektemek.

Teknik Direktör: Slaven Bilic.

Goller: Dk.13 Kweuke (Penaltı), Dk. 29 Ali Adnan (Penaltı) (Rizespor), Dk.5, 50 Mustafa Pektemek (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Kağan, Kıvanç (Rizespor), Necip, Franco (Beşiktaş)


10 Mart 2014 Pazartesi

BEŞİKTAŞ 1 - 0 ESKİŞEHİRSPOR (09-MART-2014)


Beşiktaş son dönemlerde oynadığı maçlarda yaptığı birçok atağı gol ile sonuçlandırmakta sıkıntı çekiyordu. Aynısı Eskişehir maçında da oldu. Şüphesiz kaçırılan gollerde oyunu kendi ceza sahasına yakın bir çizgide kilitlemeyi planlamış olan Eskişehirspor oyuncularının da büyük katkısı vardı. Bazen dinamik ve ardı ardına gelen goller atmaya odaklanmış takımlar önlerinde bir duvar gibi yükselen takımlar karşısında gol atmakta başarısız kalmış gibi bir görüntü çizebilir. Takımının karşısındaki takımı yenemeyeceğini düşünen bazı teknik adamların başvurduğu bu sadece gol yememek üzerine kurulan oyun planı birçok kez oyunu kuran takımlar için hüsrana sebep olmuştur. Diğer yandan bu türden defansif oyun planları izleyici açısından değerlendirildiğinde, izlemesi keyifsiz bir müsabakaya yol açmaktadır.


Bu maçta Almeida'nın eksikliği fazlasıyla hissedildi. Eğer geçen maçta şanssız bir şekilde sakatlanmasaydı, bu maçta mutlaka gol bulurdu. Onu yerine sahaya çıkan Ömer ise Beşiktaşlıları çok şaşırtarak tutuk bir oyun sergiledi. Bu da akıllarda Ömer’in sadece maçın ilerleyen dakikalarında, yorulmuş olan takımlar karşısında sahaya çıkarak fırsatları değerlendiren bir golcü olabileceği düşüncesini oluşturdu. Daha basit bir deyişle, Ömer kendisine verilen bu şansı iyi kullanamadı. Jones gibi güçlü ve diri bir oyuncunun oyundan alınması doğru bir karar değildi zira oynadığı sürece sahanın adeta her yerinde kendini gösterdi. Ancak Holosko oyuna dâhil olurken sahadan çekilmesi gereken oyuncu Jones olmamalıydı. Golün geç gelme veya hiç gelememe durumuna karşı Holosko'nun oyuna dâhil edilmesi ise doğru bir seçimdi. Holosko tecrübesiyle Eskişehirspor defansını yıprattı ve seksen dokuzuncu dakikada gelen gole zemin hazırladı.


Beşiktaş’a transfer olmadan önceki performansını takip ettiğim Kerim nedense kadroda yer bulmakta zorluk çekti. Mustafa ise bir türlü arzuladığı o ilk golü atmayı başaramadı. Oysa bir gol atsa gerisinin geleceğine gönülden inanıyordum.

Eğer Beşiktaş bu maçı galibiyetle sonuçlandıramasaydı, büyük ihtimal şampiyonluk rüyası seneye kalacaktı. Eskişehirspor karşısında alınan galibiyet Beşiktaş’a fikstür avantajı getirdi. Aynı günün akşamında ligin lideri Fenerbahçe Trabzonspor deplasmanına çıkacaktı. Beşiktaş’ın ise Fenerbahçe'yi Olimpiyat Stadyumunda ev sahibi sıfatıyla ağırlayacağı maç dışında kritik sayılabilecek bir maçı kalmamıştı. Bütün bu şartlar Beşiktaş’ın kendi stadyumu inşaat halinde olmasına rağmen şampiyonluk kupasını kaldırmasına kapı aralayabilirdi.



Bu maçın Beşiktaşlılar adına gerçekleşen en güzel anından da bahsetmek isterim. Ersan attığı gol sonrası tribünlere koşarak Beşiktaşlı seyircilerle kucaklaştı. Bu türden gol sevinçleri hem seyirci ve oyuncuları bir bütün haline getiriyor, hem de sporun güzel yanını ortaya çıkartıyor. Golün kendisine mutlu olduğum kadar yaşanan mutluluk tablosundan da büyük seyir keyfi aldığımı söylemek isterim. Ne var ki, hakem bu sevinç gösterisi sonrası Ersan’a sarı kart gösterdi. Futbol kuralları içerisinde oyuncuların tribünlere koşarak seyircilerle mutluluğunu paylaşmasını yasaklayan bir kural olup olmadığını bilmiyorum ama eğer varsa bunun anlamsız olduğunu düşündüğümü söylemeliyim.

Son olarak, Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic’in maç içerisindeki heyecanını oyun sonrasına taşıyarak ve negatif bir enerjiye dönüştürerek yayıncı kuruluş aleyhinde beyan vermesini onaylamadığımı eklemek isterim. Hele ki konunun stüdyodaki spor yorumcusu Markus Merk’e kadar uzanması işin daha keyifsiz bir noktaya gitmesine sebep oldu. Amatör ruh ve getirdiği saf heyecanın iyi olduğunu kabul ediyorum ama bu iş kavgaya dönüştüğünde zararı gören yine o heyecanı yaşayan oluyor. Slaven Bilic gibi başarılı bir Teknik Direktör her zaman yetişmiyor ve Beşiktaş’a gelmiyor. Belki de kulüp içerisinde Türkiye’de futbol tecrübesi daha uzun yıllara dayanan birileri tarafından uyarılmalı.

Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu.

Hakem: M. Kâmil Abitoğlu.

Beşiktaş: Tolga, Serdar, Pedro, Ersan, Motta, Gökhan, Jones (Dk.60 Holosko), Veli, Oğuzhan, Olcay (Dk.76 Kerim Frei), Ömer Şişmanoğlu (Dk.60 Mustafa Pektemek)

Teknik Direktör: Slaven Bilic.

Eskişehirspor: Boffin, Kâmil, Akaminko, Sezgin, Tarık, Lawal, Aytaç, Kamara, Jorquera (Dk.74 Erman Kılıç), Erkan (Dk.81 Özgür), Bienvenu (Dk.64 Onur)

Teknik Direktör: Ertuğrul Sağlam.

Sarı Kartlar: Lawal (Eskişehirspor), Motta, Oğuzhan, Ersan (Beşiktaş)

Gol: Dk.89 Ersan Gülüm (Beşiktaş)